Modern metropollerin ışıltılı kafelerinde, özenle kavrulmuş çekirdeklerin aroması havaya karışırken, bu keyifli ritüelin ardındaki tarihsel tortu genellikle fincanın dibinde görünmez kalır. Kahve, küresel kuzeyin tüketicisi için bir uyanma aracı, bir sosyalleşme bahanesi veya bir gastronomik haz nesnesi iken; küresel güneyin üreticisi için yüzyıllardır süregelen bir hayatta kalma mücadelesinin, topraksızlaşmanın ve sistematik şiddetin adıdır. El Salvador örneği, bu ikiliğin en keskin ve en kanlı yaşandığı coğrafyaların başında gelir. Bu yazı, kahvenin romantize edilen yüzünün arkasındaki "karanlık maddeyi" analiz etmek, 1932 yılında yaşanan ve "La Matanza" (Büyük Katliam) olarak bilinen etnositin kahve ekonomisiyle olan doğrudan bağını ortaya koymak ve Tetra N Roastery olarak benimsediğimiz "Adil Ticaret" (Fair Trade) ilkesinin neden ticari bir tercih değil, tarihsel bir onarım çabası olduğunu belgelemek amacıyla hazırlanmıştır.
El Salvador, volkanik topraklarının bereketiyle "Pasifik'in Mücevheri" olarak adlandırılabilecekken, 19. yüzyıldan itibaren uygulanan tarım politikaları ve oligarşik yapılanmalar nedeniyle, kendi halkını besleyemeyen, dışa bağımlı ve derin eşitsizliklerle bölünmüş bir "Kahve Cumhuriyeti"ne dönüşmüştür. Bu dönüşüm, doğal bir evrim süreci değil, "Las Catorce Familias" (On Dört Aile) olarak bilinen elit bir zümrenin, devlet aygıtını ve askeri gücü kullanarak toprağa el koymasıyla gerçekleşmiş bilinçli bir siyasi projedir. Kahve, bu projede sadece bir tarım ürünü değil, toplumsal sınıfları belirleyen, yerli halkı mülksüzleştiren ve nihayetinde 30.000 insanın katledilmesine yol açan ekonomik bir silah olarak işlev görmüştür.
Bu yazı boyunca, 1880'lerdeki liberal reformlarla başlayan mülksüzleştirme sürecinden, 1929 Büyük Buhranı'nın tetiklediği fiyat çöküşüne; 1932'deki halk ayaklanmasından, Pipil kültürünün sistematik olarak silinmesine kadar uzanan tarihsel hat detaylandırılacaktır. Ayrıca, günümüz kahve piyasasının (C-Market) işleyişi, fiyat dalgalanmalarının üretici üzerindeki yıkıcı etkisi ve Mauricio Salaverria gibi yeni nesil üreticilerin bu karanlık tarihi dönüştürme çabaları, somut veriler ve tanıklıklar ışığında incelenecektir. Okuyucunun, fincanındaki kahvenin sadece tadını değil, o tadın oluşmasını sağlayan politik ve tarihsel ağırlığı hissetmesi hedeflenmektedir.
El Salvador'un sömürge dönemi ve bağımsızlık sonrası erken dönem ekonomisi, büyük ölçüde indigo (çivit otu) üretimine dayalıydı. Ancak 19. yüzyılın ortalarında sentetik boyaların icadı, indigo pazarını çökerttiğinde, Salvadorlu elitler yeni bir "nakit ürün" (cash crop) arayışına girdi. Bu arayışın cevabı, Avrupa ve Kuzey Amerika'da talebi hızla artan kahveydi. Ancak kahve, indigo'dan farklı bir üretim modelini gerektiriyordu. İndigo, küçük arazilerde ve daha az işgücüyle yetiştirilebilirken; kahve, geniş araziler, yoğun mevsimlik işgücü ve uzun vadeli sermaye yatırımı talep ediyordu.
Devlet, 1846 yılında kahve üretimini teşvik etmek için ilk adımları attı. 5.000'den fazla kahve ağacı diken üreticilere vergi muafiyeti ve bu plantasyonlarda çalışan işçilere askerlikten muafiyet gibi ayrıcalıklar tanındı. Bu teşvikler, başlangıçta masum bir kalkınma hamlesi gibi görünse de, aslında ülkenin demografik ve mülkiyet yapısını kökünden değiştirecek bir sürecin fitilini ateşledi.
El Salvador'da kahve oligarşisinin yükselişinin önündeki en büyük engel, yerli halkın (Pipil ve Lenca) yüzyıllardır sürdürdüğü "komünal toprak" (ejidos ve tierras comunales) sistemiydi. Bu sistemde toprak, bireylerin değil, topluluğun malıydı ve geçimlik tarım (mısır, fasulye) için kullanılıyordu. Kahve ihracatından zenginleşmeyi hedefleyen elitler için bu topraklar "atıl" ve "verimsiz" görülüyordu.
1881 ve 1882 yıllarında, Başkan Rafael Zaldívar yönetimi altında çıkarılan bir dizi kararname, El Salvador tarihinin en büyük mülksüzleştirme hareketini başlattı. Bu yasalar, komünal toprak mülkiyetini yasadışı ilan etti ve "ejido" sistemini lağvetti. Gerekçe, "ortak mülkiyetin tarımsal kalkınmayı engellediği" iddiasıydı.
| Yıl | Yasal Düzenleme | Amaç ve Sonuç |
| 1881 | Ortak Arazilerin (Tierras Comunales) Kaldırılması | Yerli toplulukların toprağa olan kolektif haklarının iptali. |
| 1882 | Ejido Sisteminin İlgası | Toprağın özel mülkiyete açılması ve kahve tarımına uygun hale getirilmesi. |
| 1880'ler | Serserilik Yasaları (Vagrancy Laws) | Topraksız kalan köylülerin plantasyonlarda zorla çalıştırılmasının meşrulaştırılması. |
Bu yasaların sonucu yıkıcıydı. Nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan yerli halk, bir gecede atalarının topraklarında "işgalci" veya "yarıcı" konumuna düştü. Tapu sistemi ve bürokrasi, okuma yazma bilmeyen yerli halkın aleyhine işledi. Topraklar, hızla kahve üretimi yapabilecek sermayeye sahip olan, çoğunluğu Avrupa kökenli veya "Ladino" (Batılılaşmış) ailelerin eline geçti. Mülksüzleşen köylüler için iki seçenek vardı: Ya dağların daha yüksek ve verimsiz bölgelerine çekilmek ya da kendi eski topraklarında kurulan kahve plantasyonlarında (fincas) karın tokluğuna çalışmak.
Toprağın el değiştirmesi, işgücü sorununu çözmeye yetmedi. Kahve hasadı, kısa bir dönemde yoğun emek gerektiriyordu. Oligarşi, mülksüzleşen köylülerin plantasyonlarda çalışmasını garanti altına almak için devlet gücünü kullandı. Çıkarılan "Serserilik Yasaları", bir işverene bağlı olmayan veya belirli bir mülkü bulunmayan kişilerin "serseri" sayılarak tutuklanmasını ve zorla çalıştırılmasını öngörüyordu. Bu sistem, pratikte köleliğin modern bir versiyonuydu ve kırsal kesimde derin bir öfke birikimine neden oldu.
El Salvador'un siyasi ve ekonomik literatürüne "Las Catorce Familias" (On Dört Aile) olarak geçen terim, ülkenin kaynaklarını, özellikle de kahveye dayalı zenginliği tekelinde tutan oligarşik yapıyı tanımlamak için kullanılır. Sayı tam olarak 14 olmasa da (bazı kaynaklar 23 veya daha fazla olduğunu belirtir), bu metafor, gücün ne kadar dar bir çevrede konsolide edildiğini göstermesi açısından tarihsel bir gerçekliğe dayanır.
Bu aileler arasında Dueñas, Hill, Regalado, Meléndez, Quiñónez, Salaverria, Sol ve Wright gibi soyadları öne çıkar. Çoğu, 19. yüzyılda İspanya, İtalya veya İngiltere'den gelen göçmenlerdi ve yerel elitlerle evlilikler yoluyla güçlerini pekiştirdiler. Bu aileler sadece toprak sahibi değildi; aynı zamanda bankaları kurdular, ihracat şirketlerini yönettiler ve en önemlisi devleti kontrol ettiler.
1913'ten 1927'ye kadar olan dönem, oligarşinin devlet üzerindeki hakimiyetinin zirve noktasıydı. Bu dönemde başkanlık koltuğu, Meléndez ve Quiñónez aileleri arasında adeta bir miras gibi devredildi. Bu "hanedanlık", devletin tüm kaynaklarını kahve endüstrisinin altyapısını (yollar, limanlar, demiryolları) geliştirmek için kullandı, ancak bu altyapı sadece kahve ihracat bölgelerine hizmet ediyordu. Eğitim, sağlık ve kırsal kalkınma gibi alanlar tamamen ihmal edildi.
Oligarşinin güç yapısı şu üç sütun üzerine kuruluydu:
Ekonomik Tekel: Kahve üretimi, işlenmesi (beneficios) ve ihracatı ile finans sektörünün kontrolü.
Siyasi Kontrol: Seçimlerin manipülasyonu ve devlet başkanlığının aile üyeleri arasında paylaşımı.
Askeri Baskı: Ulusal Muhafızlar (Guardia Nacional) gibi paramiliter güçlerin, kırsal kesimdeki huzursuzluğu bastırmak için plantasyon sahiplerinin özel ordusu gibi kullanılması.
1920'ler, El Salvador oligarşisi için bir "Altın Çağ" idi. Kahve fiyatları yüksekti ve ihracat gelirleri artıyordu. Ancak bu zenginlik, ülkenin geri kalanına damlamıyordu. Aksine, zenginlik arttıkça uçurum derinleşiyordu. 1926 yılına gelindiğinde, kahve ülkenin toplam ihracatının %90'ından fazlasını oluşturuyordu. Bu monokültür bağımlılığı, ülkeyi küresel piyasalardaki en ufak bir dalgalanmaya karşı bile savunmasız hale getirmişti. Oligarşi, Paris ve Londra'da lüks içinde yaşarken, kırsal kesimdeki Pipil köylüleri, yetersiz beslenme ve hastalıklarla boğuşuyordu. Bu tezat, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.
Ekim 1929'da New York Borsası'nın çöküşü, binlerce kilometre güneydeki El Salvador dağlarında bir deprem etkisi yarattı. Küresel talebin daralmasıyla birlikte kahve fiyatları serbest düşüşe geçti. Fiyatlar, kriz öncesi seviyelerin üçte birine, hatta daha altına geriledi.
El Salvador ekonomisinin çeşitlilikten yoksun yapısı, bu şoku absorbe etme kapasitesine sahip değildi. Devletin gelirleri (büyük ölçüde kahve ihracat vergilerine dayalıydı) buharlaştı. Ancak krizin faturasını ödeyenler, oligarşi değil, zaten hayatta kalma sınırında yaşayan köylüler oldu.
Kahve fiyatlarındaki düşüş karşısında plantasyon sahiplerinin (fincueros) ilk tepkisi, maliyetleri kısmak oldu. İşçi ücretleri, halihazırda düşük olan seviyelerden %50 oranında kesildi. Birçok çiftlikte, kahveyi toplamanın maliyeti satış fiyatını aştığı için, ürünler dallarda çürümeye terk edildi.
Bu durum, kırsal kesimde kitlesel işsizliğe ve açlığa yol açtı. Mevsimlik işçiler, hasat döneminde kazandıkları parayla yılın geri kalanını geçirmek zorundaydı; ancak hasat yapılmayınca veya ücretler ödenmeyince, tam anlamıyla açlıkla karşı karşıya kaldılar. Batı El Salvador'un kahve yoğunluklu bölgelerinde (Ahuachapán, Sonsonate, Santa Ana), yerli halkın durumu trajik bir hal aldı. Yetersiz beslenmeye bağlı ölümler arttı ve sosyal doku çözülmeye başladı.
Ekonomik kriz, politik sistemi de sarstı. 1931 yılında yapılan seçimlerde, reformist bir programla ortaya çıkan Arturo Araujo başkan seçildi. Araujo, toprak reformu ve işçi hakları vaat ediyordu. Ancak oligarşi ve ordu, bu vaatlerden rahatsızdı. Ekonomik kaosun yarattığı huzursuzluğu bahane eden ordu, Aralık 1931'de bir darbe gerçekleştirdi. Başkan Yardımcısı ve General Maximiliano Hernández Martínez, iktidarı ele geçirdi.
Martínez, kişisel olarak dürüst ve sade bir yaşam süren, ancak okültizme ve teozofiye ilgi duyan eksantrik bir diktatördü. "Vatanı kurtarmak" adına her türlü şiddeti meşru gören bir zihniyete sahipti. Onun iktidara gelişi, yaklaşan katliamın habercisiydi. Oligarşi, ekonomik çıkarlarını korumak için demokrasiyi feda etmiş ve güvenliğini askeri diktatörlüğe emanet etmişti.

1932'ye gelindiğinde, kırsal kesimdeki öfke, El Salvador Komünist Partisi'nin (PCES) organizasyon çabalarıyla birleşti. Partinin lideri Agustín Farabundo Martí, köylülerin ve işçilerin taleplerini radikal bir siyasi programa dönüştürmeye çalışıyordu. Ancak isyanın tek dinamosu komünist ideoloji değildi; asıl itici güç, yerli halkın (Pipil) yüzyıllardır süregelen mağduriyeti ve açlıktı.
Yerli liderler, özellikle Izalco bölgesinin "cacique"si (şefi) Feliciano Ama ve Juayúa bölgesinden Francisco Sánchez, isyanın yerel örgütlenmesinde kilit rol oynadı. Feliciano Ama, aslında bir komünistten ziyade geleneksel bir liderdi ve halkının toprak haklarını savunuyordu. Ancak hükümetin baskıları, onu ve takipçilerini radikalize etti.
Hileli olduğu düşünülen 1932 yerel seçimlerinin ardından, PCES ve yerli liderler ayaklanma kararı aldı. Ancak planlar hükümet tarafından sızdırıldı ve Farabundo Martí, isyan başlamadan hemen önce yakalandı. Buna rağmen, iletişim kopukluğu ve birikmiş öfke nedeniyle, 22 Ocak 1932 gecesi Batı El Salvador'daki yanardağların gölgesindeki köylerde isyan başladı.
Binlerce yerli köylü; ellerinde sadece palalar (machete), sopalar ve birkaç eski tüfekle kasaba merkezlerine yürüdü. Juayúa, Nahuizalco, Izalco ve Sonzacate gibi yerleşim yerlerinde belediye binalarını, kışlaları ve bazı elitlerin evlerini ele geçirdiler. İsyancılar, toprak dağıtımı ve adil ücret talep ediyordu.
Resmi tarih yazımı, bu olayı "komünist bir darbe girişimi" ve "vahşi bir yağma hareketi" olarak yansıtmıştır. Ancak modern tarihçiler ve sözlü tarih çalışmaları, isyanın daha çok bir "hak arama" ve "hayatta kalma" refleksi olduğunu göstermektedir. İsyancıların şiddet eylemleri, ordunun müdahalesiyle kıyaslandığında son derece sınırlıydı. İsyancılar tarafından öldürülenlerin sayısı (asker ve sivil dahil) 100 civarındayken, devletin cevabı on binlerce ölümü getirecekti.

İsyanın başlamasından hemen sonra, General Martínez komutasındaki ordu, Ulusal Muhafızlar ve sivil milisler (oligarşinin finanse ettiği gruplar) harekete geçti. İsyancıların kontrolündeki kasabalar ağır silahlarla kuşatıldı ve bombalandı. Üstün ateş gücü karşısında köylülerin direnişi birkaç gün içinde kırıldı. Ancak asıl trajedi, çatışmalar bittikten sonra başladı.
Devlet, sadece isyancıları değil, isyana destek verme potansiyeli olan tüm yerli nüfusu hedef alan bir "temizlik" harekatı başlattı. Bu, modern anlamda bir "etnosit" (kültürel ve etnik soykırım) idi.
Askerler, köyleri ev ev dolaşarak insanları topladı. Hedef seçimi ideolojik değil, ırksaldı. Yerli kıyafetleri giyen, Nahuat dilini konuşan veya sadece yerli fiziksel özelliklere sahip olan erkekler, kadınlar ve hatta çocuklar "komünist" oldukları gerekçesiyle infaz edildi.
La Matanza'nın kesin kurban sayısını belirlemek zordur, ancak tarihçiler ve o dönemin kaynakları 10.000 ile 40.000 arasında bir rakamdan bahsetmektedir. En yaygın kabul gören tahmin, yaklaşık 30.000 kişinin öldürüldüğüdür. O dönemde El Salvador'un nüfusu göz önüne alındığında, bu rakam toplam nüfusun %4'üne tekabül etmektedir.
Liderlerin akıbeti de ibret vericiydi. Feliciano Ama, Izalco
meydanındaki bir ağaca asılarak halka teşhir edildi. Farabundo
Martí ve diğer liderler kurşuna dizildi. Ancak katliamın asıl
mağduru, isimsiz binlerce Pipil köylüsüydü. Bu olay, El Salvador
tarihinde bir kırılma noktası oldu; oligarşi iktidarını kanla
sağlamlaştırdı ve yerli kültürü ölümcül bir darbe aldı.

La Matanza'nın en uzun vadeli ve yıkıcı etkisi, yerli kimliğinin kamusal alandan silinmesi oldu. Katliam sırasında ve sonrasında, "yerli olmak" ile "isyancı olmak" eş tutulduğu için, hayatta kalanlar kimliklerini gizlemek zorunda kaldı. Bu, gönüllü bir asimilasyon değil, travmatik bir hayatta kalma stratejisiydi.
Pipil anneler, çocuklarının öldürülmemesi için onlara Nahuat dilini konuşmayı yasakladı. Geleneksel kıyafetler (özellikle kadınların giydiği renkli etekler olan "refajo") yakıldı veya gömüldü. Erkekler, yerli olduklarını ele veren saç stillerini ve giysilerini terk ederek "Ladino" (melez) gibi giyinmeye başladılar.
Nahuat dili, 1932 öncesinde Batı El Salvador'da yaygın olarak konuşulurken, katliamdan sonra bir "sır dili"ne dönüştü. Sadece evlerin en mahrem köşelerinde, fısıltıyla konuşulur oldu. Nesiller arası aktarımın kesilmesiyle, dil hızla yok olma sürecine girdi. Günümüzde El Salvador'da Nahuat konuşan kişi sayısının 200 civarına düşmesinin temel nedeni, 1932 travmasıdır.
"1932'deki katliam sonucunda, çok az yerli dili bildiğini itiraf eder ve çoğu yerli kıyafeti giymez."
Katliamın ardından devlet, El Salvador'un homojen bir "mestizo" (karışık ırk) ulusu olduğu tezini işledi. Yerli varlığı inkar edildi veya sadece turistik bir folklor ögesine indirgendi. Resmi tarih kitaplarında La Matanza, "komünist bir tehdidin bertaraf edilmesi" olarak geçiştirildi. Yerli halkın varlığı anayasal olarak ancak 2014 yılında, yani katliamdan 82 yıl sonra tanındı.
Bu sessizlik kültürü, toplumsal hafızada derin yaralar açtı. Aileler, büyükanne ve büyükbabalarının hikayelerini anlatmaktan korktu. 1932, konuşulması tehlikeli bir tabu haline geldi. Bu durum, yerli halkın sadece fiziksel varlığını değil, manevi ve kültürel mirasını da tehdit etti.
1932'nin çözülmemiş sorunları (toprak dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluk, askeri baskı), on yıllar boyunca için için yanmaya devam etti. 1970'lere gelindiğinde, durum daha da kötüleşmişti. Nüfus artmış, topraksızlık derinleşmişti. Oligarşi ve ordu, en ufak bir reform talebini bile "komünizm" olarak etiketleyip şiddetle bastırıyordu.
Bu baskı ortamı, 1980-1992 yılları arasında yaşanacak olan kanlı İç Savaş'ın zeminini hazırladı. Farabundo Martí'nin adını taşıyan gerilla örgütü FMLN (Farabundo Martí Ulusal Kurtuluş Cephesi), oligarşiye ve ABD destekli askeri cuntaya karşı savaştı. İç Savaş sırasında da, tıpkı 1932'de olduğu gibi, kırsal kesimdeki köylüler ve yerli halk ağır bedeller ödedi. 75.000'den fazla insan hayatını kaybetti.
1980'lerde, ABD'nin baskısıyla bir toprak reformu girişimi başlatıldı ("Faz I"). Büyük çiftliklerin bazılarına el konulup kooperatiflere dönüştürülmesi hedeflendi. Ancak bu reform, teknik destek eksikliği, yolsuzluk ve oligarşinin direnci nedeniyle beklenen sonucu vermedi. Toprak sahipleri, reformun en verimli kahve arazilerini kapsayan "Faz II" aşamasını engellemeyi başardılar. Sonuçta, kahve toplayıcıları toprak sahibi olamadı; sadece patronları değişti veya daha da yoksullaştılar.
1932'de aç kalanlar isyan etmişti; 1980'lerde ve 2000'lerde ise göç etmeyi seçtiler. İç savaşın şiddeti ve sonrasındaki ekonomik umutsuzluk, milyonlarca Salvadorluyu ABD'ye göç etmeye zorladı. Bugün 2,5 milyondan fazla Salvadorlu ABD'de yaşamaktadır ve ülkeye gönderdikleri dövizler, GSYİH'nın %25'inden fazlasını oluşturmaktadır. Kahve fiyatlarındaki her düşüş, göç dalgasını tetikleyen bir faktör olmaya devam etmektedir.
Günümüzde kahve ticareti, büyük ölçüde New York Borsası'nda (ICE) belirlenen "C-Price" (Emtia Kahve Fiyatı) üzerinden yürümektedir. Bu fiyat, arz-talep dengesinden ziyade, finansal spekülasyonlar, döviz kurları ve hava durumu raporlarına göre şekillenir.
Ocak 2026 itibarıyla kahve fiyatlarının 3,58 USD/lb seviyelerine yükseldiği görülmektedir. Bu, tarihsel olarak yüksek bir rakam gibi görünse de, bu artışın arkasındaki nedenler (Brezilya'daki kuraklık, Vietnam'daki arz sıkıntısı, lojistik maliyetler) ve enflasyonist baskılar, bu paranın çiftçinin cebine girmesini engellemektedir. Çoğu durumda, küçük çiftçi, kahvesini bu borsa fiyatının çok altında, yerel aracılara satmak zorunda kalır.
| Faktör | Etki |
| Girdi Maliyetleri | Gübre, ilaç ve işçilik maliyetleri sürekli artmaktadır. |
| İklim Kriz | "Roya" (Pas hastalığı) ve düzensiz yağışlar verimi düşürmektedir. |
| Aracılar | İhracat zincirindeki çok sayıda aracı, kâr marjını düşürmektedir. |
Yüksek fiyatlar döneminde bile, çiftçiler geçmiş borçlarını ödemeye çalıştıkları için refaha kavuşamazlar. Fiyatlar düştüğünde ise (ki C-Market doğası gereği volatildir), üretim maliyetinin altında satış yapmak zorunda kalırlar. Bu ekonomik şiddet, 1932'deki fiziksel şiddetin modern ve "piyasa dostu" bir versiyonudur. El Salvador'da kahve üretimi, işgücü yetersizliği ve kârsızlık nedeniyle son yıllarda düşüş eğilimindedir.
"Adil Ticaret" (Fair Trade) sertifikasyonu, çiftçilere piyasa fiyatının üzerinde bir taban fiyat ve sosyal prim garanti ederek, onları C-Piyasası'nın vahşi dalgalanmalarından korumayı amaçlar. Ancak bu raporun temel tezi, Adil Ticaret'in sadece bir "etiket" veya pazarlama aracı olmadığıdır. El Salvador tarihi göz önüne alındığında, Adil Ticaret, insani bir zorunluluktur.
Çiftçiye ödenen her adil kuruş, 1932'de çalınan emeğin iadesi girişimidir. Ancak, klasik Adil Ticaret sertifikasyonlarının da sınırları vardır (sertifikasyon maliyetleri, bürokrasi, kalite teşviğinin azlığı).
Tetra N Roastery olarak, kahveyi sadece bir içecek olarak görmüyoruz. Her çekirdek, içinde yetiştiği toprağın tarihini, iklimini ve o toprağa dökülen teri (ve ne yazık ki kanı) taşır. 1932 La Matanza katliamı, kahve endüstrisinin vicdanında kapanmamış bir yaradır. "Nunca Mas" (Bir Daha Asla) demek, bu tarihin tekerrür etmesine izin vermemek demektir.
Bizim için çiftçinin emeğine saygı duymak:
Bu yazıyı okuyan siz kahve severler, elinizdeki fincanın politik ve tarihsel ağırlığını artık biliyorsunuz. Yaptığınız her tercih, bir oy kullanmaktır. "Kırmızı Fincan"ı, yani sömürü ve unutuş üzerine kurulu sistemi reddetmek; yerine emeğin, hafızanın ve adaletin demlendiği bir fincanı seçmek sizin elinizdedir.
El Salvador'un volkanik yamaçlarında 1932'de susturulan sesler, bugün nitelikli kahve üreten çiftçilerin emeğinde, korunan Nahuat dilinin kelimelerinde ve bilinçli tüketicilerin tercihlerinde yankılanmaya devam ediyor. Biz Tetra N olarak bu sesin bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.
| Özellik | 1932 (Oligarşik Dönem) | 2024+ (Nitelikli Kahve Dönemi) |
| Mülkiyet | 14 Aile Tekeli | Aile Şirketleri, Kooperatifler, Mikro-Üreticiler |
| İşgücü | Yarıcı / Zorunlu Çalışma | Ücretli İşçi (Hala sorunlu ama özgür) |
| Pazar | Emtia (Commodity) Pazarı | Nitelikli (Specialty) & Doğrudan Ticaret |
| Kültür | Yerli Kimliğinin İmhası | Kültürel Mirasın Yeniden Keşfi ve Korunması |
| Fiyatlandırma | Borsa Endeksli (Düşük/Manipüle) | Kalite ve Maliyet Endeksli (Primli Fiyat) |
| Yıl | Olay | Kahveye Etkisi |
| 1881-1882 | Toprak Reformları | Yerli topraklarına el konulması, kahve monokültürünün başlaması. |
| 1929 | Büyük Buhran | Fiyatların çöküşü, işsizlik, açlık. |
| 1932 | La Matanza | 30.000 yerlinin katli, kültürel siliniş, askeri diktatörlük. |
| 1980-1992 | İç Savaş | Üretimin düşüşü, göç dalgası, başarısız toprak reformu. |
| 2012 | Kahve Pası (Roya) Krizi | Üretimin %70 azalması, nitelikli kahveye geçiş zorunluluğu. |
| 2024 | Fiyat Artışları | Küresel arz sıkıntısı nedeniyle fiyatların yükselmesi (Ancak maliyetler de yüksek). |
Agencia Presentes. (2022, 21 Ocak). Juliana Ama, la mujer indígena que preserva la memoria de todo un pueblo en El Salvador.
Anderson, T. P. (1971). Matanza: El Salvador's Communist Revolt of 1932. University of Nebraska Press. (Snippet üzerinden alıntılanmıştır).
Britannica, The Editors of Encyclopaedia. El Salvador: A coffee republic. Encyclopedia Britannica.
Cafe Imports. (2021, 28 Ocak). A Series About Certifications, Part 5: Direct Trade.
CalMigration. El Salvador: Coffee and Conflict. University of California, Berkeley.
Chan, A. R. Resilience and Resistance: Nahuat Pipil Peoples of El Salvador. Cultural Survival.
CIPDH (Centro Internacional para la Promoción de los Derechos Humanos). (t.y.). Conmemoración de la Masacre Indígena de 1932. UNESCO.
Corporación Salaverria. (2026). Social Responsibility & History.
Daily Coffee News. (2025, 21 Mayıs). El Salvador Coffee Report: Exports Rise Though Structural Challenges Remain.
Global Issues. (2024, 6 Mayıs). Can Náhuat Survive? El Salvador's Last Indigenous Tongue.
Green Plantation. The History of Coffee in El Salvador.
History Workshop. Resistant Women: Indigenous Women Remember El Salvador’s 1932 Insurrection.
Pérez, J. (2017). Estudio descriptivo sobre la problemática del refajo indígena en la región de los Izalcos de El Salvador. ResearchGate.
Project Origin. (2024). Mauricio Salaverria – Producer Profile.
Revista Envío. The Patriarchs of the Salvadoran Oligarchy.
Simon, L. R., & Stephens, J. C. (1982). El Salvador Land Reform 1980-1981: Impact Audit. Oxfam America.
Sucafina. El Salvador Himalaya Pacamara Natural.
Teaching Central America. Pipils of El Salvador.
Tellman, B., Gray, L. C., & Bacon, C. M. (2011). Not Fair Enough: Historic and Institutional Barriers to Fair Trade Coffee in El Salvador. Journal of Latin American Geography.
The Barn. (2019). Interview: Mauricio of Finca Himalaya.
Trading Economics. (2026, 12 Ocak). Coffee Price Data.
USDA Foreign Agricultural Service. (2025). Coffee Annual: El Salvador (Report No. ES2025-0003).
Zinn Education Project. Jan. 22, 1932: La Matanza (“The Massacre”) Begins in El Salvador.